Musluk suyundaki klor, şebeke suyunun mikroorganizmalara karşı korunmasında önemli bir görev üstlenirken suyun tadı, kokusu ve kullanım deneyimi üzerinde istenmeyen etkiler oluşturabilir. Doğru filtreleme yöntemi kullanıldığında klorun görevini tamamladıktan sonra içme suyundan uzaklaştırılması ve daha dengeli bir içme suyu kalitesi elde edilmesi mümkündür.
Musluğu açtığınızda burnunuza gelen ve zaman zaman yüzme havuzlarını hatırlatan o keskin koku, çoğunlukla suyun dezenfeksiyonunda kullanılan klordan kaynaklanır. Bu koku ilk anda rahatsız edici olsa da klorun şebeke suyunda bulunması, suyun mikroorganizmalara karşı korunduğunu gösteren işaretlerden biridir.
İçme ve kullanma suyunun kaynaktan musluğa kadar güvenli şekilde taşınabilmesi yalnızca arıtma tesisindeki işlemlere bağlı değildir. Su, kilometrelerce uzunluktaki dağıtım hatlarından geçerken borularda oluşabilecek mikrobiyolojik kirlenmeye karşı da korunmalıdır.
Klor, düşük maliyetli olması, etkili dezenfeksiyon sağlaması ve su dağıtım sistemi boyunca belirli bir süre etkisini sürdürebilmesi nedeniyle yaygın olarak kullanılır. Türkiye’de de içme-kullanma sularının dezenfekte edilmesi ve düzenli olarak izlenmesi halk sağlığının korunması açısından gerekli kabul edilmektedir.
Su klorlama uygulamalarının yaygınlaşması, modern halk sağlığının en önemli gelişmelerinden biri olarak değerlendirilir. Klorlamanın kullanıma girmesiyle birlikte tifo, kolera ve dizanteri gibi kirli su yoluyla bulaşabilen hastalıkların görülme sıklığında belirgin düşüşler yaşanmıştır.
Örneğin ABD’de tifo vakalarının görülme oranı 1900 yılında her 100 bin kişide yaklaşık 100 iken, içme suyu dezenfeksiyonunun yaygınlaştığı 1920 yılında bu oran 33,8’e kadar gerilemiştir. Bu değişim yalnızca klorlamaya bağlanamasa da güvenli su altyapısı ve dezenfeksiyon uygulamaları salgınların kontrol altına alınmasında belirleyici rol oynamıştır.
Klor bu açıdan değerlendirildiğinde bir “zehir” değil, doğru dozda ve kontrollü biçimde kullanılması gereken bir dezenfektandır. Asıl dikkat edilmesi gereken konu, dezenfeksiyonun sağladığı mikrobiyolojik güvenlik ile kimyasal yan ürünlerin kontrolü arasında doğru dengenin kurulmasıdır.
Suya eklenen klor, bakteri ve virüs gibi mikroorganizmaların hücresel yapılarına ve yaşamsal işlevlerine zarar vererek etkisiz hale gelmelerini sağlar. Böylece hastalık yapabilecek mikroorganizmaların çoğalması ve su yoluyla insanlara ulaşması önlenir.
Klorun önemli özelliklerinden biri, arıtma tesisinden çıktıktan sonra da bir süre suda kalabilmesidir. Ozon ve ultraviyole ışık gibi yöntemler arıtma tesisinde etkili dezenfeksiyon sağlayabilse de su borularda ilerlerken koruyucu etkilerini sürdürmez; klor ise dağıtım hattındaki yeniden kirlenme riskine karşı bakiye dezenfeksiyon sağlayabilir.
Standartlara uygun miktarda klor içeren şebeke suyunun varlığı, tek başına suyun sağlıksız olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte klorun suyun duyusal özelliklerini değiştirmesi ve doğal organik maddelerle tepkimeye girerek dezenfeksiyon yan ürünleri oluşturabilmesi, tüketim noktasında filtreleme ihtiyacını gündeme getirir.
Klor zararları değerlendirilirken kullanılan dezenfektanın miktarı, suyun organik madde içeriği, şebekede kalma süresi ve tüketim biçimi birlikte ele alınmalıdır. Klor kokusu da tek başına suyun tehlikeli olduğunu göstermez; ancak içim kalitesinin kullanıcı açısından yeterli olmadığını ortaya koyabilir.
Sudaki serbest klor, özellikle yoğunluğu arttığında belirgin bir koku ve acımsı ya da kimyasal olarak tanımlanabilecek bir tat oluşturabilir. CDC de klor içeren suyun, arıtılmamış veya farklı yöntemlerle dezenfekte edilmiş sulara göre daha farklı tat ve kokuya sahip olabileceğini belirtmektedir.
Bu etki yalnızca doğrudan içilen suyla sınırlı kalmaz. Klor kokusu çay ve kahvenin aromasını baskılayabilir; çorba, pilav ve sebze yemekleri gibi suyun yoğun kullanıldığı tariflerde malzemelerin doğal lezzetini değiştirebilir.
Musluk suyu klor kokusu nedeniyle yeterince tüketilmediğinde kişiler su içmeyi erteleyebilir veya sürekli ambalajlı suya yönelebilir. Klor giderme işlemi, suyun daha yumuşak ve nötr bir tada kavuşmasına yardımcı olarak günlük su tüketimini daha keyifli hale getirebilir.
Klor sudaki doğal organik maddelerle reaksiyona girdiğinde dezenfeksiyon yan ürünleri olarak adlandırılan farklı bileşikler meydana gelebilir. Trihalometanlar, kısaca THM’ler, klorlanmış içme suyunda en sık incelenen yan ürün gruplarından biridir; haloasetik asitler de bu kapsamda değerlendirilen diğer önemli bileşikler arasındadır.
THM oluşumu, suyun kaynağına ve içerdiği organik madde miktarına göre değişir. Bu nedenle klor kullanılan her suyun aynı miktarda dezenfeksiyon yan ürünü içerdiğini söylemek mümkün değildir.
Bazı epidemiyolojik ve toksikolojik çalışmalar, belirli dezenfeksiyon yan ürünlerine uzun süreli ve yüksek düzeyli maruziyet ile bazı sağlık sonuçları arasında ilişki olabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte bu bulgular, standartlara uygun klorlanmış suyun kısa vadede doğrudan hastalığa yol açtığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Dünya Sağlık Örgütü ve düzenleyici kurumlar, mikrobiyolojik hastalık riskini önlemenin öncelikli olduğunu; dezenfeksiyon yan ürünlerinin ise sınır değerler, kaynak kontrolü ve uygun arıtma teknikleriyle azaltılması gerektiğini vurgular.
Bu noktada en dengeli çözüm klorlamadan tamamen vazgeçmek değil, şebeke suyunun güvenli biçimde taşınmasını sağlayan kloru tüketim noktasında uygun filtrelerle azaltmaktır. Böylece dezenfeksiyonun halk sağlığı açısından sunduğu koruma kaybedilmeden daha nitelikli içme suyu elde edilebilir.
Klorlu suyla temas sonrasında bazı kişiler ciltlerinde gerginlik, kuruluk veya hassasiyet hissedebilir. Ancak evlerdeki cilt kuruluğunun yalnızca klordan kaynaklandığını söylemek doğru değildir; suyun sertliği, duş sıcaklığı, duş süresi, kullanılan temizlik ürünleri ve kişinin cilt yapısı da sonucu etkileyebilir.
Özellikle uzun süre sıcak suyla duş almak cilt bariyerini zayıflatabilir. Klor ve su sertliğinin atopik veya hassas cilt üzerindeki etkisini inceleyen çalışmalar bulunmakla birlikte mevcut bulgular her kişide aynı sonucun ortaya çıkacağını göstermemektedir.
Saçlarda hissedilen matlık ve kuruluk da sıcak su, sık yıkama, su sertliği ve kullanılan kozmetik ürünlerle birlikte değerlendirilmelidir. Duş filtresi veya tüm eve yönelik arıtma sistemi, sudaki klorun azaltılmasına yardımcı olabilir; fakat kalıcı cilt şikâyetlerinde yalnızca su filtresine güvenmek yerine dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır.
Musluk suyundaki kloru azaltmak için suyu dinlendirme, havalandırma, kaynatma ve filtreleme gibi farklı yöntemlerden yararlanılabilir. Ancak bu yöntemlerin sağladığı sonuç, serbest klor, kloramin ve dezenfeksiyon yan ürünleri bakımından aynı değildir.
Etkili bir su arıtma klor uygulaması seçilirken yalnızca suyun kokusunun değişip değişmediğine bakılmamalıdır. Filtrenin türü, kapasitesi, temas süresi, sertifikalı azaltım iddiaları ve zamanında değiştirilip değiştirilmediği de dikkate alınmalıdır.
Kapağı açık bir sürahide bekletilen suda bulunan serbest klorun bir bölümü zamanla havaya karışabilir. Ancak bekleme süresi ortam sıcaklığına, su miktarına, kabın yüzey genişliğine ve suda serbest klor yerine kloramin kullanılıp kullanılmadığına göre değişir.
Kaynatma da uçucu serbest klorun ve bazı uçucu THM’lerin azalmasına yardımcı olabilir. Bilimsel çalışmalar, açık kapta kaynatmanın özellikle kloroform gibi uçucu trihalometanların yoğunluğunu azaltabildiğini göstermektedir; dolayısıyla kaynatmanın THM’leri her koşulda artırdığı söylenemez.
Buna karşılık kaynatma, bütün dezenfeksiyon yan ürünlerini aynı ölçüde gidermez. Bazı daha az uçucu bileşikler suda kalabilir; ayrıca her kullanım öncesinde suyu uzun süre kaynatmak enerji, zaman ve soğutma ihtiyacı nedeniyle sürdürülebilir bir klor giderme yöntemi değildir.
Aktif karbon filtreler, geniş ve gözenekli yüzey yapıları sayesinde serbest kloru azaltmak, kötü tat ve kokuyu gidermek için kullanılan temel filtreleme çözümlerindendir. NSF/ANSI 42 standardı kapsamında klor, tat ve koku azaltımı iddiasıyla sertifikalandırılan çok sayıda aktif karbon filtre bulunmaktadır.
Trihalometanlar gibi dezenfeksiyon yan ürünlerinin azaltılmasında ise yalnızca cihazda karbon filtre bulunması yeterli bir performans kanıtı değildir. Ürünün TTHM veya VOC azaltımı gibi ilgili performans iddialarıyla test edilmiş olması, filtre kapasitesinin su tüketimine uygun seçilmesi ve kartuşların zamanında değiştirilmesi gerekir. NSF ürün sınıflandırmalarında TTHM azaltımı, ayrıca doğrulanabilen bir performans iddiası olarak ele alınmaktadır.
Kloramin, serbest klora göre daha kararlı olduğu için standart aktif karbonda daha uzun temas süresi gerektirebilir. Şebekede kloramin kullanılıyorsa katalitik karbon gibi bu işleme uygun filtre ortamlarının tercih edilmesi ve cihazın teknik özelliklerinin kontrol edilmesi önem taşır.
İlser Su Arıtma cihazlarında modele göre kullanılan granül ve blok aktif karbon filtre aşamaları, musluk suyundaki klorun, kötü kokunun ve istenmeyen tatların azaltılmasına yardımcı olur. Uygun filtre kapasitesi, doğru debi ve düzenli bakım koşullarında yüksek klor giderme performansı elde edilerek daha lezzetli bir içme suyu oluşturulabilir. Aktif karbon filtreli bir su arıtma cihazının öne çıkan faydaları şu şekilde sıralanabilir:
Filtrelerin kullanım ömrü dolduğunda arıtma performansı azalabilir. Bu nedenle su arıtma cihazı kadar filtre bakımı, orijinal yedek filtre kullanımı ve üreticinin belirttiği değişim takvimine uyulması da içme suyu kalitesinin korunması açısından önemlidir.
Suyu açık bir kapta kaynatmak, serbest klorun ve bazı uçucu bileşiklerin önemli bölümünün sudan ayrılmasına yardımcı olabilir. Yaklaşık 15-20 dakikalık kaynatma serbest kloru azaltabilse de başlangıç konsantrasyonu, suyun hacmi ve kullanılan dezenfektanın türü sonucu değiştirebilir.
Kaynatma bütün dezenfeksiyon yan ürünlerini aynı verimle uzaklaştırmaz ve kloraminin giderilmesinde serbest klor kadar etkili olmayabilir. Günlük içme suyu ihtiyacı düşünüldüğünde aktif karbon filtreli bir sistem, kaynatmaya göre daha pratik ve sürekli bir çözüm sunar.
Ambalajlı sularda çoğunlukla belirgin klor tadı ve kokusu bulunmaz. Bununla birlikte bu durum her şişe veya damacana suyunun otomatik olarak daha kaliteli olduğu anlamına gelmez.
Ürünün kaynağı, dolum koşulları, ambalajın hijyeni, saklama sıcaklığı ve güneş ışığına maruz kalıp kalmadığı su kalitesini etkileyebilir. Sürekli damacana satın almak ayrıca taşıma, maliyet ve plastik atık gibi dezavantajlar doğurur.
Evde uygun bir arıtma sistemi kullanmak, şebeke suyunun tüketim noktasında filtrelenmesini sağlar. İlser Su Arıtma tarafından sunulan ihtiyaca uygun sistemler, düzenli bakım yapılması koşuluyla ambalajlı suya bağımlılığı azaltan ekonomik ve çevresel açıdan daha sürdürülebilir bir seçenek oluşturabilir.
Kaliteli aktif karbon filtreler serbest kloru çok yüksek oranlarda azaltabilir; ancak kesin giderim oranı her cihaz için aynı değildir. Filtrenin karbon türü, miktarı, suyun debisi, temas süresi, başlangıçtaki klor seviyesi ve kartuşun kullanım süresi performansı doğrudan etkiler.
Duş suyundaki kloru azaltmak için duş başlığına veya tesisat girişine takılan filtreler kullanılabilir. Tüm eve hizmet veren merkezi sistemler, yalnızca duşta değil lavabo ve diğer kullanım noktalarında da klor azaltımı sağlayabilir.
Duş süresini kısaltmak, çok sıcak su yerine ılık su kullanmak ve duş sonrasında uygun nemlendirici uygulamak cilt bariyerini korumaya yardımcı olur. Sürekli kızarıklık, kaşıntı veya tahriş yaşanıyorsa sorunun yalnızca klordan kaynaklandığı varsayılmamalı ve uzman görüşü alınmalıdır.
Belediyelerin ve su idarelerinin şebeke suyunu klorlaması, suyun dağıtım hattında mikrobiyolojik kirlenmeye karşı korunması için gerekli bir halk sağlığı uygulamasıdır. Standartlara uygun biçimde arıtılan ve düzenli olarak analiz edilen şebeke suyu, belirlenen kriterler çerçevesinde içme ve kullanma suyu olarak değerlendirilir.
Ancak mevzuata uygunluk, herkesin suyun tadını ve kokusunu beğeneceği anlamına gelmez. Klorun görevini tamamlamasının ardından tüketim noktasında uygun bir filtreyle azaltılması, mikrobiyolojik güvenliği reddetmeden daha lezzetli ve dengeli bir su elde edilmesini sağlar.
Bir önceki blog yazımızı okumak için tıklayın: Su Arıtma Cihazı Filtre Değişim Rehberi